Yazıma, duygularla mantığın birbirine zıt gibi görünse de aslında ayrılmaz şeyler olduklarını hatırlatarak başlamak istiyorum. Duygularla savaşmamalıyız; onları tanımalı, dinlemeliyiz. Bu düşünce belki kulağa klişe geliyor ama gerçekliği tartışılmaz. Bu yazıda ise, bana göre en temel, en gerçek ve en tehlikeli duygulardan biri olan korkuya odaklanacağım.

Korkudan korkmak bile, onun ne kadar derinimize işlediğini, ne kadar temel bir duygu olduğunu gösteriyor. Korku, bizi korumak ister — evet. Ama bazı anlarda öylesine baskın hale gelir ki, bizi tamamen dondurur. Herkes hayatında en az bir kez, kritik bir anda donakalmanın, düşünememenin, hareket edememenin acizliğini yaşamıştır. Bu yüzden korkunun yönetimini başarabilen insanlara derin bir saygı duyuyorum. Korkudan kaçmak değil, onu yönetmek önemlidir. Çünkü duyguları bastırmak, kendimizi bastırmaktır. Ve bu bastırma zamanla bizi kendimize kör eder. Bu, insanlıktan kaçmak kadar korkakçadır.

Korku, geçmişin gölgesiyle anı ya da geleceği bir anda karartıverir. Ve çoğu zaman onun kuklası olduğumuzu bile fark etmeyiz. Çoğumuz aşkın kölesi olduğumuzu zannederiz, oysa biz, aşkın değil; korkunun uysal hizmetkârlarıyız.

Korkularımız, bazen elimizde tuttuğumuz somut tehditlerdir, bazen de aklımızda yarattığımız görünmez hayaletler… Somut olanlardan kaçabiliriz belki; ama soyut olanlar, sessizce içimizde dolaşır ve bizi yönetmeye başlar. Bu yazının ilerleyen kısımlarında tam da bu görünmeyen ama yöneten korkuya daha detaylı bakacağım. Ama önce, korkunun türlerini ayırmakla başlamak istiyorum.


Korkunun Türleri

Araştırmalarda korku genellikle dört başlığa ayrılıyor, ancak ben burada iki temel türü üzerinden konuşacağım. Bu kadarı bile farkındalık için yeterli.

  1. Somut (Fobik) Korkular: Böcek, yükseklik, karanlık gibi genellikle tanımlanabilir ve dış dünyayla ilişkili korkular. Bu korkularda beynin amigdala bölgesi hızla devreye girer, beden refleksleri harekete geçer. Bence bu tür korkular, aşılması en kolay olanlardır çünkü somuttur, görünürdür.

  2. Soyut (Anksiyete ve Kaygı Temelli) Korkular: Sınavda başarısız olma, gelecekteki belirsizlikler, sosyal yargılanma korkusu… Bu korkular geleceğe dair olumsuz senaryolarla ilgilidir. Burada sadece amigdala değil, aynı zamanda prefrontal korteks ve hipokampus gibi daha düşünsel süreçlerden sorumlu alanlar da aktiftir. Daha uzun süreli, daha sinsi ve çoğu zaman tanımlanamaz bile olabilirler.

Böcek gördüğümüzde kaçan beden ile, sınavda başarısız olmaktan korkan zihin birbirinden çok farklıdır ama ikisi de bizi bizden önce tanır ve yönlendirir.


Korkunun Araçsallaştırılması

Korku, sadece içimizde büyüyen bir gölge değildir; aynı zamanda dışarıdan zihnimize salınan, beslendikçe büyüyen ve kontrol edilebilen bir canavardır. Bazı insanlar bu gücü çok erken keşfeder — ve onu şahane ama karanlık bir şekilde kullanarak başkalarının iradelerini şekillendirirler.

Buna günümüzde sayısız örnek var:

  • Rejimlerdeki manipülasyonlar: (Nazi Almanyası, askeri rejimler)
  • Dinî korkuların kullanımı: Günah, cehennem gibi korkuların canlı tutulmasıyla bireylerin özgür düşünme yetisinin zayıflatılması.
  • İş dünyasında korku: Performans baskısı, iş güvensizliği.
  • Tüketici psikolojisi: Reklamlarla yaratılan geri kalma korkusu, statü kaygısı.
  • Medya ve endüstri: Sürekli kriz, felaket, savaş haberleriyle halkın korku düzeyinin sistemli biçimde yüksek tutulması.
  • Ekonomik korkular: İşsizlik, yoksulluk, borçlanma…

Ve şu an bizi en çok saran korkulardan biri:


İklim Krizi Korkusu

Bu korku, sadece geleceğe dair bir endişe değil; doğrudan yönetime açılan bir araç haline geldi. İnsanların geleceklerine dair taşıdığı haklı kaygılar, siyasetçiler ve bürokratlar tarafından fırsata çevriliyor.

Türkiye’de kabul edilen İklim Kanunu, işte bu korku atmosferinin üzerine inşa edildi. Görünüşte doğayı korumak için çıkarılmış bir yasa; ama aslında üretkenliği düşüren, doğal yaşamı yapaylaştıran ve geçiş süreçlerini insanların aleyhine şekillendiren bir yapıya sahip.

Bu yasa doğayla uyumlu gerçek çözümler üretmiyor; korku üzerinden dayatılan bir sistemin yeni dayanağı oluyor. Oysa çözüm korkuda değil, bilinçli tercihlerde ve özgürlükte yatıyor. Korkuyla yönetilen toplumlar, gerçek dönüşümü değil, itaati ve teslimiyeti yaşar.


Peki, Korkudan Nasıl Korunabiliriz?

Ben bir psikolog, psikiyatr ya da sosyolog değilim. Ama bir gözlemci olarak, insanın kendini koruma yolunun, insancıllığını güçlendirmekten ve kendi bilincine dönmekten geçtiğine inanıyorum.

Kendimizle baş başa kalmak, iç sesimizi duymak, gerçek duygularımızı tanımak… Bizi en çok bunlar özgürleştirir ve direncimizi artırır.

Ama bugünkü medya, sistem ve düzen bunun tam tersini yapmaya çalışıyor. Yoğun çalışma saatleri, psikolojik baskılar, bitmeyen içerik akışı, kesintisiz bilgi bombardımanı… Bizi kendi içimize dönmekten alıkoymak, sürekli dış uyaranlarla meşgul tutmak için varlar.

Çünkü ancak bu şekilde korku zincirleri sürdürülür. Ancak bu şekilde manipülasyon çalışır. Gerçek güç, içimizdeki sessizliği bulabilmekte, korkularımızı tanıyıp onların kuklası değil yöneticisi olabilmekte saklıdır.